1- Güneş koruyucularda kullanılan UV filtrelerinin hormon sistemiyle ilişkisi nedir?
Güneş koruyucu seçerken yalnızca SPF değerine değil, özellikle yüzümüze sürdüğümüz ürünlerde hangi UV filtrelerinin kullanıldığına da bakmamız gerekiyor. Çünkü kozmetik ürünlerin yalnızca cildimizin üzerinde kaldığını düşünüyoruz. Oysa bazı içerikler ciltten emiliyor. Bunu aslında çok basit bir örnekle anlatabiliriz: Omzumuz ağrıdığında ağrı kesici bir krem sürüyoruz ve o kremin emilerek ağrıyan bölgeye etki etmesini bekliyoruz. Omzumuza sürdüğümüz kremin emildiğine inanıyoruz da yüzümüze sürdüğümüz kremin emilebileceğini neden düşünmüyoruz?
Üstelik yüzümüze bu ürünleri bol miktarda ve düzenli olarak uyguluyoruz. Hemen aşağıda tiroid bezimiz, lenf bezlerimiz ve meme dokumuz var. Bu nedenle kullanılan UV filtrelerinin hormon sistemiyle ilişkisini de sorgulamamız gerekiyor. Bazı UV filtreleri hormon bozucu etkileri açısından bilimsel çalışmalarda tartışılıyor. Hormon bozucular; tiroid, meme dokusu ve üreme sistemi gibi hormonlarla ilişkili pek çok alan açısından önem taşıyor. Özellikle genetik yatkınlık, tiroid hastalıkları, infertilite, erken ergenlik veya erken menopoz gibi durumlar söz konusuysa daha dikkatli olmak gerekiyor. Ancak hangi UV filtresinin hangi çalışmada tartışıldığını, hangi hammaddenin hormon sistemi açısından şüpheli bulunduğunu tüketicinin tek tek takip etmesi elbette mümkün değil. Zaten bunu tüketiciden beklemek de doğru değil. Burada yapılabilecek en pratik şey, özellikle her gün yüzümüze sürdüğümüz güneş koruyucularda içeriği mümkün olduğunca sade, filtre sistemi açıkça belirtilmiş ve güvenlilik değerlendirmesi güçlü ürünleri tercih etmek. Hassas ciltlerde mineral filtreler de bir seçenek olabilir. Ve en önemlisi, yalnızca ambalajın önündeki SPF değerine bakmak yerine ürünün tamamını değerlendirmeyi alışkanlık haline getirmek. Çünkü güneşten korunmak kadar, bunu hangi içeriklerle yaptığımız da önemli.
2- Hangi UV filtreleri hormon bozucu etkileri açısından bilimsel araştırmalarda tartışılıyor?
Güneş koruyucularda kullanılan oxybenzone yani Benzophenone-3, homosalate ve octocrylene hormon sistemi üzerindeki olası etkileri nedeniyle bilimsel araştırmalara ve güvenlilik değerlendirmelerine konu olan UV filtreleri arasında. Burada önemli bir ayrım var: Bu maddelerin bilimsel çalışmalarda tartışılıyor olması, hepsinin kesin olarak “hormon bozucudur” şeklinde tanımlandığı anlamına gelmiyor. Ancak hormon sistemiyle olası etkileşimlerine ilişkin bulgular olduğu için güvenli kullanım oranları ve maruziyet düzeyleri ayrıca değerlendiriliyor. Benim yaklaşımım burada çok net. Bir hammaddenin kullanımına izin verilmiş olması benim için tek başına yeterli değil. Ben hem eczacıyım hem toksikoloğum; o maddeyle ilgili bilimsel çalışmalara da bakıyorum. Eğer hormon bozucu olma ihtimaline ilişkin bir şüphe varsa, özellikle de her gün ve uzun süre kullanılacak bir üründen söz ediyorsak, mümkünse o hammaddeyi formülasyonda tercih etmiyorum.
3- “Kimyasal filtre” ve “mineral filtre” arasındaki temel fark nedir; güvenlilik açısından nasıl değerlendirilmeli?
Kimyasal ve mineral filtre arasındaki en temel fark kullanılan UV filtreleri. Mineral filtrelerde çinko oksit ve titanyum dioksit kullanılıyor. Kimyasal filtrelerde ise oxybenzone, homosalate, octocrylene gibi farklı organik UV filtreleriyle karşılaşıyoruz. Ben özellikle hormon sistemi açısından baktığımda bu ayrımı önemsiyorum. Çünkü bir önceki soruda konuştuğumuz, hormon bozucu olma ihtimali açısından bilimsel araştırmalara konu olan filtrelerin bir bölümü organik UV filtreleri. Mineral filtreleri tercih etmemizin önemli nedenlerinden biri de burada başlıyor. Çinko oksit ve titanyum dioksitin ağırlıklı olarak cilt yüzeyinde koruma sağlaması, özellikle hassas ciltlerde daha düşük irritasyon potansiyeline sahip olması ve sistemik maruziyet açısından elimizde daha güvenli bir profil bulunması bizim için önemli. Bu nedenle özellikle bebeklerde, çocuklarda, hassas ciltlerde ve her gün kullanılan yüz güneş koruyucularında mineral filtreleri tercih ediyoruz. Ancak tüketicinin yapması gereken yalnızca ambalajda “mineral” kelimesini aramak değil. Ürünün hangi yaş ve cilt grubu için geliştirildiğine ve formülasyondaki diğer hammaddelere de bakmamız gerekiyor. Çünkü doğru güneş koruyucuyu yalnızca SPF değeriyle ya da tek bir filtreyle seçemeyiz.
4. Bebek, çocuk ve hassas ciltlerde güneş koruyucu seçerken özellikle nelere dikkat edilmeli?
Bebek ve çocuklarda güneş koruyucu seçimini yetişkinlerden biraz daha farklı değerlendirmemiz gerekiyor. Çünkü çocukların cilt bariyeri daha hassas ve biz bu ürünleri bir kez değil, yaz boyunca tekrar tekrar uyguluyoruz. Bu nedenle yalnızca “SPF 50 olsun” demek yeterli değil; hangi UV filtrelerinin kullanıldığına ve formülasyonun tamamına bakmamız gerekiyor. Özellikle bebek ve çocuklarda çinko oksit ve titanyum dioksit içeren mineral filtreler iyi bir seçenek. Hassas ciltlerde de mümkün olduğunca sade formülleri tercih etmek; parfüm, koku verici ve hassasiyet oluşturabilecek yardımcı hammaddelere dikkat etmek gerekiyor. Ürünün üzerinde “çocuklar için” yazması da tek başına yeterli değil; içerik listesini ve kullanılan filtre sistemini değerlendirmek önemli. Çok küçük bebeklerde ise güneş koruyucudan önce fiziksel korunmayı düşünmeliyiz. Gölge, şapka, uygun kıyafet ve doğrudan güneşten uzak tutmak ilk koruma yöntemi olmalı. Güneş koruyucu da yaşa ve cilt yapısına uygun doğru ürün seçimiyle bu korunmanın tamamlayıcısı olmalı.
The post Güneş koruyucuda kimyasal ve mineral filtre farkı: Hangisi daha güvenli? first appeared on .